24 Nisan 2012 Salı

Husrev Efendi'nin Bir Kalemle Beşyüz Risale Yazması


Husrev Efendi'nin Risale-i Nur'un neşredilmesindeki hizmetleri gerçekten olağanüstüdür, hatta keramet derecesine çıkmıştır. Öyleki daha Risale-i Nur'a talebe olduğu ilk sene (1931), bir ayda on dört kitab yazdığını Bediüzzaman Hazretleri Mektubat kitabında haber vermektedir.
1940'lı yılların başılarına gelindiğinde ise, ilk defa risaleler teksir makinesi ile çoğaltılmaya başlanmıştır. Bu çoğaltma usülünde, özel mumlu kağıtlara yazılan risale sayfaları kullanılarak teksir makinesinden beş yüzer, biner sayfa gibi kopyaları alınarak bir anda bin tane mecmuayı yazmak gibi bir imkân elde edilmiş oldu.
İşte Sözler Mecmuası arkasındaki o dua, bu manaya işaret ediyor. Yani husrev Efendi Asayı Musa ve Zülfikar Mecmualarını yazdığı gibi, Sözler Mecmuası'nı da mumlu kağıtlara yazmış ve teksir makinesi ile beş yüz aded çoğaltılmıştır. Husrev Efendi'nin bir kalemle beş yüz nüsha yazması, işte bu şekilde teksir makinesi ile olmuştur.
Yazdığı risale sayısına gelince; 1948 yılında Afyon Mahkeme Müdafaasında Bediüzzaman Hazretleri Husrev Efendi'yi müdafaa ederken şöyle der:

Risaleleri Bakarak Yazmak

Bediüzzaman hazretlerinin döneminde yazılan risalelere bakıldığında el yazması nüshalarıda farklılıklar göze çarpmaktadır. Tükenmez kalemle yazılar da görmek mümkün. Farklı renklerde yazılara da rastlanır. Kurşun kırmızı kaleme benzer kalemlere de şahid olunuyor. Herkes bakarak çoğaltıyordu. Yazıların ve yazılan risalelerin sayfa yapılarının farklı oluşu bunu göstermekteydi.

Risalelerin yazılmasını Bediüzzaman hazretleri iki hadis-i şeriften delil getirmektedir. Mürekkep, divit, kağıt bu yazının birer aracı, vesilesi konumundadır. Asıl olan yazının yazılmasıdır. Fakat bir işte kullanın malzemenin o işin tabiatına uygun olması işin kemalinini sonuç verir. Kopya usulü ile yazılan yazılar da bile herkes kendi hattını, harf karekterini yazmaktadır. Sayfa bittiğinde asıl nüsha ile yapılacak bir mukayese sonucunda çok farklı yazdığını görecektir. Kişi Kopya ile sayfanın düzenini sağlamış olmaktadır.
Hat sanatında, hattatlıkta ustanın yazısını taklit etmek esastır. Açılan yolda yürünür. İşlek caddede gidilir. Böylece kısa zamanda yol alınmış olur.
Bakarak yazmakta imlayı öğrenmek ve yazıyı ele yerleştirmek noktasında bir fayda olabilir. Kopya usulü yazıda bakarak yazmakla elde edilecek sonuçlar alınır. Fakat bunun aksi herzaman mümkün olmayabilir.

Bunların hepsinden daha önemlisi de dokuz defa Kur'an yazan bir elin yazısının taklit ediliyor olmasıdır. Bediüzzaman hazretlerinin ifadesiyle kalemiyle bu milleti maddi ve manevi sükuttan kurtaran bir zatın, manevi duygularını bütünüyle yazıya yansıtmış bir ruhun, ihlasının harflere dönüşmüş bir yazının, manayı maddeye inkılap ettirmiş bir kalemin, yalnızca ümmetin istifadesini düşünerek yazı yazı yazan bir kalemin taklid edilmesi kendi yazımızdan her yönüyle daha istifadeli değil midir?
Hüsrev efendi üstadımız " benim hattımdan kopya edilecek diye bir davam yok. Fakat ben yazarken talebenin istifade ve istifazasını düşünüyorum" buyurmuş.
Bediüzzaman üstadımızın,


Risaleler Niçin El Yazısıyla Neşredildi?


Bediüzzaman Hazretleri’nin Isparta’ya sürgün edildikten sonra, telif ettiği ilk eseri, Haşir Risalesi olmuştu. Bu risaleyi, 1928 yılında İstanbul’a göndererek henüz harf inkılabı yapılmadığı için İslam harfleriyle tab ettirdi. Lakin aynı yılın Kasım ayında harf inkılâbı olmuş, Kur’an harfleri kaldırılıp Latin harflerine geçilmiştir. Buna bağlı olarak eski harfle kitap basmak da yasaklanmıştır. Haşir Risalesi’ni, bastırarak matbaayı kullanan Bediüzzaman Hazretleri, inkılabdan sonra ise, artık Latince basmaya başlayan matbaa yolunu bırakır. Çoklarının dediği gibi, “Ne yapalım başka çaremiz kalmadı; artık Latin harflerini kullanmak zorundayız” demez ve risaleleri Latin harfli yeni matbaalarda bastırarak çoğaltma yoluna gitmez. Bu tavrı, aslında Kur’an yazısına karşı yapılan hücuma karşı şuurlu bir müdafaa tavrından başka bir şey değildi.[1]