Kıymetdar Üstadım!
Bugün Süleyman Efendi kardeşimle irsal buyurulan; biri, dünyanın ömrünü izah eden bir mektubla, diğeri Hazret-i Yunus Aleyhisselâm’ın duasının fezailini gösteren Otuzbirinci Mektub’un Otuzbir Lem’adan Onbirinci Kısmının Birinci Kısmını aldık ve okuduk.
Sevgili Üstadım, bu kısım bizi o kadar mesrur etti ki, tarifine muktedir değilim. Cenab-ı Hak sizden ebeden razı olsun.
Bu risale kat’î bir varlıkla bu ümmete necat kapılarını açıyor. Ve bu zulümatlı günlerin avdet etmemek üzere veda etmekte olduğunu ihbar etmekle beraber, şakirdlerini hep birden ve bir ağızdan münacata davet ediyor.
Sevgili Üstadım; istikbalimizi, nur deryasından fışkıran nücum-misal nurlarla aydınlatan ve bu kasvetli ve karanlıklı ve kâbuslu günlerimizde kat’î bir ümidle yaşatan ve her bir risalede lemaan eden yeni bir başka nurla yüzümüzü güldüren Cenab-ı Vâcib-ül Vücud Hazretlerine bîhisab şükrümüzü takdim ederken, sevincimizi katlayan Üstadımızın vürûduna sabırsızlıkla intizarımızı arz ederim efendim.
Ahmed Hüsrev
(Barla Lahikası – 137)
YÜZBİNLER ŞÜKROLSUN OL FEYYAZ-I MUTLAK HAZRETLERİNE
(Hüsrev’in fihriste hakkında bir fıkrasıdır)
Aziz Üstadım!
Senelerden beri vücuda getirilen misilsiz âsâra, Otuzbirinci Mektub’un Onbeşinci Lem’asıyla öyle misilsiz bir eser daha ilâve buyurulmuş oluyor ki; o şaheserler, böyle şah bir eseri; o hârika bediiyyat, böyle bedi’ bir zübdeyi; o acib te’lifat, böyle acib bir mecmuayı; o azîm hakaik, böyle bir azîm külliyat-ı hakaiki ve o nurlu risaleler, böyle nurlu bir fihristeyi istiyordu. Yüzbinler şükrolsun ol Feyyaz-ı Mutlak Hazretlerine ki; hiçbir müellifin muvaffak olamadığı böyle misilsiz eseri, hazine-i rahmetinden ihsan etmekle, yüz yirmi adede vâsıl olan Külliyat-ı Nur’u, yüz yirmi sahifeden aşağı olmayan misilsiz fihristesiyle bir yerde toplamış bulunuyor. Bu risalenin menfaati, fevaidi o kadar çok ki; izaha hacet yok. Bu kıymetdar risale, kendi kendini lâyık olduğu bir tarzda medhediyor. Hem o kadar güzel medhediyor ki, fevkinde beyan olamaz.
Hüsrev
(Barla Lahikası – 155)
HEYHAT! ELİM KISA.SA'YİM MAHDUDSevgili Üstadım!
“Mirkat-üs Sünne ve Tiryak-ı Maraz-ıl Bid’a” ismine hakikaten elyak olan Otuzbirinci Mektub’un Onbirinci Lem’asını kardeşlerimle ve dostlarımla defaatle okudum. Gayet azîm bir tebşirat-ı Peygamberî ile başlayan bu risalenin, onbir nüktesinden herbir nüktesi başka bir hüsün ve başka bir letafette yazılmakla beraber; ittiba’-ı Sünnetin maddî ve manevî fevaidi ta’dad edilirken, akla açılan kapılardan içeriye giriyor. Her kapının içerisinde bulunan kapılar ve pencerelerden bakarak, gördüğü hakikatler karşısında hayran oluyor. Gösterdiği deliller ile mu’terizlerin itirazlarına mükemmel ve muntazam cevablar vermekle mukabele ediyor. Ehl-i şevke, “Benim gösterdiğim kapılardan girseniz, müşkilâtsız ebedî bir saadete kavuşmuş olacaksınız” diyerek ittiba-ı Sünneti, her bir müslümana, hayatında düstur ittihaz etmesini tavsiye ediyor. Talebelerine, anlayabilecekleri bir tarzda emr-i azîm olan dersini takrir ederken, “Ben zahirde 15-16 sahifeden ibaret küçük bir risaleyim. Fakat hakikatte neşrettiğim nurla çok büyük denizleri geçecek bir azamette ve çok büyük yıldızların nurlarını setredecek kudretteyim. Bahtiyar ol kimsedir ki, beni hâfızasında nakşederek, benimle âmil olur diyerek belig ve çok yüksek ve nihayet derecede latif sözleriyle bizleri irşad ediyor. Bu hakaikı gösteren bu risaleden, gücüm yetse de yüz tane, ikiyüz tane yazabilsem. Heyhat! Elim kısa, sa’yim mahdud, aczim herbir emr-i hayrı arzuma kadar îfaya mani’. Bu kadar arzuya rağmen yazabildiğim bir nüshasını takdim etmiş bulunuyorum. Hüsn-ü kabul buyurulursa benim için ne büyük saadettir.
Ahmed-i Bedevi Hazretlerinin kerametkârane hareketiyle, semavat ve arzın tabakatından bahseden Onikinci Lem’ayı üç-dört defa okudum.
Sevgili Üstadım! Rızka muhtaç herbir zîhayatın rızkı, Rezzak-ı Hakikî tarafından taahhüd altına alındığı ve rızık ancak Mün’im-i Hakikî’nin yed-i kudretinde bulunduğu, o kadar güzel bir üslûb ile tarif buyuruluyor ki ve talebelerine o kadar şirin ve âlî bir ders veriyor ki; akıl eğriliğe, nefis itiraza, kalb inkâra sapacak hiçbir yol bulamıyor. Zaferi kazanan ordular gibi insanın bütün kuvasına, “Ey kıymetdar risaleler ve ey nuranî feyyaz Sözler, meydan sizindir! Size teslim olmuşuz! Beşeriyete ve bütün mükevvenata hükümran olan Hâlık-ı Azîm’in hak sözleriyle bizlere tarîk-ı hidayeti ve istikameti gösteriyorsunuz!” dedirtiyor. Bilhassa arz ve semavatın yedişer tabaka olduğuna dair âyât-ı azîmenin küllî ve umumî ve şümullü maânîsinin tatlı ve lezzetli ve şirin hakaikını okurken, insanın hissiyatına kalemi tercüman olabilse de, bu risalelere mukabele edebilse… Heyhat!
Her tarafını anlayabilmek imkânı olmamakla beraber, -bu kısımda- arzın yedi iklimi ve birbirine muttasıl yedi tabakası ve bu tabakalardaki nuranî mahlukatın mürur u ubûruna hiçbir şeyin mani olmaması hâlâtı; ve elektrik ve ziya ve harareti nakil ve kâinatı baştan başa istila eden madde-i esîriyeden başlayarak semavatın yedi tabakasının kabul edilmesine hiçbir mani’ olamayacağı fennen, aklen ve hikmeten muhtelif delail ile isbat edilmesi ve en sonunda semavatın yedi tabaka ve arzın yedi kat olduğu hakkında Kur’an-ı Hakîm’in ifadatının tasdik edilişi, akıl ve kalb şübehata atılacak yol bulamaması, risalelerin büyüklüklerine has bir keramet-i kübra olduğunu gösteriyor. Böyle azîm hakikat-ı Kur’aniyeyi göremeyen feylesofların ve kozmoğrafyacıların kulakları çınlasın!
Evet sevgili, kıymetdar Üstadım! Bu nurlu misilsiz eserler, insanın şübehatını izale ettiğine ve şübheleri davet edecek karanlık bir nokta bırakmadığına kat’î bir kanaatla iman ettiğim gibi, temas ettiğim kardeşlerimden ve mütalaasında bulunan zevattan, kanaatımın umumen tasdik edildiğini işittiğim anlar, her tarafımı meserret kapladığını hissediyorum.
Ey sevgili Üstadım, her hususta size yapılacak dua için kelimat bulamıyorum. Zât-ı Zülcemal bu kadar güzelliklere, hazine-i rahmetinden binler güzellikleri size ihsan etmekle mukabele buyursun. Âmîn!
Ahmed Hüsrev
(Barla Lahikası – 174)
